Profil von erhanDün rüya, yarın hayaldir...FotosBlogListenMehr Extras Hilfe

Dün rüya, yarın hayaldir. Rüyayı mutlu, hayali umutlu yapan bugündür

erhan erhan

Beruf
Ort

Windows Media Player

Es wurden noch keine Listenelemente hinzugefügt.
Thanks for visiting!
Bitte warten...
Der eingegebene Kommentar ist zu lang. Bitte kürzen Sie ihn.
Sie haben keine Angabe gemacht. Bitte versuchen Sie es erneut.
Ihr Kommentar kann im Moment leider nicht hinzugefügt werden. Bitte versuchen Sie es später erneut.
Zum Hinzufügen eines Kommentars ist die Erlaubnis von einem Elternteil erforderlich. Erlaubnis einholen
Der Elternteil hat die Kommentarfunktion deaktiviert.
Ihr Kommentar kann im Moment leider nicht gelöscht werden. Bitte versuchen Sie es später erneut.
Sie haben die maximale Anzahl an Kommentaren, die pro Tag zugelassen sind, überschritten. Versuchen Sie es in 24 Stunden erneut.
Kommentare wurden in Ihrem Konto deaktiviert, da in unseren Systemen angegeben wird, dass Sie anderen Benutzern möglicherweise unerwünschte E-Mails versenden. Wenn Sie der Meinung sind, dass es sich beim Deaktivieren Ihres Kontos um einen Fehler handelt, wenden Sie sich an Windows Live Support.
Schließen Sie die Sicherheitsüberprüfung unten ab, damit Sie ein Kommentar hinterlassen können.
Die bei der Sicherheitsüberprüfung eingegebenen Zeichen müssen den Zeichen im Bild oder in der Audiodatei entsprechen.
ZoRLuSeVDa​Mschrieb:
oLabiLeceginDen DaHa iyi BeNCe eLiNe SaGLık KaFama bişi TakıLdı aMa (-_-) 
12 Sept.
Es wurde noch kein Inhalt hinzugefügt.

Video Player for YouTube

Laden...

Video Player for YouTube

Laden...
Es sind keine Fotoalben vorhanden.
24 Juli

Her Şey Sende Gizli

Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıkların­ı kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin­ doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
 
CAN YÜCEL.....  
02 November

Her şeye Karar Vermeden Önce 2 Defa Düşünün!

Soru 1: Özürlü sekiz çocuğu olan frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız, ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz?

Bu sorunun cevabına bakmadan önce lütfen ikinci soruyu okuyun.

Soru 2: Şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek. İşte üç aday hakkındaki gerçekler:

1. aday: Sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor.İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini içiyor.

2. aday: İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyur, üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.

3. aday: Madalya almış bir savaş kahramanı, vejeteryan, sigara içmiyor, nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu?

 

1. aday: Franklin D. Roosevelt
2. aday: Winston Churchill
3. aday: Adolf Hitler

ve bu arada...
Kürtaj sorusuna eğer evet dediyseniz, Beethoven'ı öldürdünüz.

Bir Rekabet Hikayesi

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Almanya'da bir kasaba
Herzogenerauch'ta iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atelye açarlar;
Adolph ve Rudolph Dassler.
Savaş sonrası Adolph, Rudolph'a artık birlikte çalışmak istemediğini,
kendine ayrı imalathane açacağını söyler. Rudolph saşkındır. Ufacık
kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun
mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı
satın aldıklarını, ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu
uyarıyı dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar.
Gerçekten de aralarında kıyasıya bir rekabet başlar. Rekabetleri
doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar. Iki kardeş ayrıldıktan sonra birbirlerine küslerdir ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıl dargınlardır.
Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenerauch'tadır.
Adolph Dassler'in ayakkabı şirketinin adı ADIDAS, Rudolph'un ki ise PUMA'dır.

12 Oktober

sevgili

Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler Hep bekletmeyi..hep ertelemeyi...bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik,hiç dinmedi doyumsuzluğumuz,biz hep uzaktakini sevdik sevgili...yanımızdakini değil,odamızın duvarının arkasındakini değil,birşeyler paylaştığımızı değil,uzaklardakini ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik... Yanımızdakileri kırıp geçirdik incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri... Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı.Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk,küçümsedik onların sevgisini,yeni heyecanlar arama isteği vardı.Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz. Sorun bizdeydi sevgili. Sevgiye inançsız olan bizdik...Bir insan bizi sevmeye başladığında yenildiğinde sevgimize;ondan uzaklaşır, nasıl da tiksinirdik sevgilerinden biz. Ama bizden biraz uzaklaşmaya görsünler onları yana yakıla nasıl da arardık. Çünkü biz sevilmeye alışmıştık, hatırlasana nasıl da ihtiyaç duyardık seslerine, kokularına. Kaybolmuştuk dağıttığımız sevgilerde. Kim bizi seviyordu, biz kimi seviyorduk. Sınırlar erir, karışırdı herşey. Öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardı ama onu kime vereceğimizi şaşırdık. İnanırlardı bize,inanırlardı o öksüz, sahipsiz, başıboş sevgimize. Çünkü çevremizdeki herkes o kadar hasretti ki sevgiye.. Çünkü onlar da bizim gibi sınırlar içinde büyümüşlerdi. açılamıyorlardı kendilerini tanıyamadan çıkamazlardı, sınırdan izinsiz çıkış yoktu bize sevgiye geçit yoktu.Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini,kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur.Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında. Bunu bilirler sevgili,ama kıramazlar zincirleri. Aşkı,sevmeyi,sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken,aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti.Kendimden biliyorum,gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu.Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili. Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri.Kaygı dolu,ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri.Okuduğumuz yoksulluk romanlarında,gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında.Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık.. Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden, birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya...Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk,ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk. Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşklarıda... Biliyormusun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben.Aslında onları tanımıyordum ben,ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine . Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar, onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben...

Bir tek seni tanıyorum aslında ben... Bir tek seni...

Dinliyorum anlat hadi...

Demek sonsuza dek kaçıyormuş insan kendisinden..

25 September

PAPATYA


Bir papatya tarlası düşün
İlkbahar ayı
Ve sen onun yanından geçen yolda yürüyorsun
Ve o papatya tarlasında bir papatya dikkatini çekiyor
Binlercesinden biridir ama sen sadece onun yanına gidersin
Onda seni çeken bir şeyler vardır
O papatyayı olduğu yerden koparırsın
Sadece senin olsun istersin
Sadece senin
Öleceğini düşünmeden
Ve gidersin o tarladan
Bence bu ‘TUTKU’
İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik
Ama bir o kadar güzel ve hapsedici
Yine o tarlanın kenarındaki yolda yürüyorsun
Yine milyonlarcası arasında bir tanesi seni çeker
Gözlerin başkasını görmez olur o an
Onun için her şeyi yapmak istersin
Dokunmak istersin
Dokunamazsın,onunla orada ölmek istersin
Ama birden hafif bir rüzgar eser
Ve bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna
Dayanamazsın onun kokusuna
Unutturur her şeyi bir anda
Ve o kokunu geldiği yöne gidersin
Papatya geride kalmıştır
Yüreğinin bir kenarında
Paylaşılmamıştır bir çok şey
Unutulmaz ama geride dönülmez ona
‘AŞK’ bence böyle bir şey
Yine o yoldasın
Papatya tarlasının yanından geçen
Ve yine bir papatya
Milyonlarcasının içinde seni çeker
Gidersin yanına
Orda kalakalırsın
O hiç ölmesin diye her şeyi yaparsın
Tüm gücünle onunla olmak istersin
Oradan seni koparacak hiçbir güç olmadığına inanırsın
Ve orada onunla ölene kadar birlikte kalırsın
Bence ‘SEVGİ’ de bu.
19 September

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,

soluk almak güçleştiğinde, yüreğin susup,

mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

dağlara dönmeli yüzünü insan.

 

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak;

yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak...

 

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,

gerçekleştirmeyi denemeli!

 

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;

zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,

O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

 

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,

değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

 

küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin,

bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar,

yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!

 

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

değerli olabilmeli hayat!

 

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

 

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

 

ağlayan birine

'gül',

 

inleyen birine

'sus'

 

dememeli!

 

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

 

Şu; adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;

sevgisiz, soysuz kalarak!

 

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,

derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

 

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir,

seher yeli okşamalı saçlarını...

 

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna;

fırtınada boranda; öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

 

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu;

bir gencin düşlerinde geleceği;

bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!

 

Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,

mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!

 

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;

bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için;

 

Çünkü; hiç düşmemişsen,

el vermezsin kimseye kalkması için,

 

hiç çaresiz kalmamışsan,

dermanı olamazsın dertlerin;

 

ağlamayı bilmiyorsan,

neşesizdir kahkahaların;

 

merhaba dememişsen,

anlamsızdır elvedaların...

 

Ne, herkesi düşünmekten kendini,

ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

 

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın;

hep vermek ya da hep almak için...

 

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,

söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

 

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...

 

Hafızası olmalı insanın;

hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

 

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!

 

Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

 

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;

ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki,

hakkını verebilsin sevdiklerinin;

zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için...

 

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;

asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

 

ama,

 

herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

 

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

 

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı!

18 September

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
 
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
07 September

SEVIYORUM DEMEK

SANA, SENİ SEVİYORUM DEMEK ÖYLE ZOR Kİ

GÖZLERİNİN İÇİNE BAKARAK SÖYLEMEK SEVGİMİ

SARILIP BOYNUNA SICAKLIĞINI YAŞAMAK

ÖPÜP DUDAKLARINDAN YANMAK, YANIP KOR OLMAK

SESİNİ DUYMAK İSTİYORUM

TELEFONU HİÇ KAPATMADAN

SAATLERCE KONUŞMAK İSTİYORUM

SENİNLEYKEN ZAMANI DURDURABİLMEK İSTİYORUM

KEŞKE OKUYABİLSEYDİM AKLINDAN GEÇENLERİ

ÇOK GEÇ OLMADAN ÖNCE

AMA SONU NE OLURSA OLSUN

YAŞAMAK İSTİYORUM BU ÇILGINLIĞI SENİNLE

HİSSEDEBİLMEK İSTİYORUM HAYATI

HADİ,

ELELE VERİP UÇALIM BERABERCE GÖKYÜZÜNE

DİNLE BAK BU ŞARKI SANA

SENİN İÇİN SADECE...

02 September

uyan

Hadi uyan
Gün ışığı çilemiye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu

Bu türküğü dinlemiyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan

Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle, yaşamak desin
Torağı dinle, barışmak desin
Bir pilak konmuş gibi gıramofona
İşte aşk, işte özlem, işte savaşmak gücü
Uyan diyor, uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
Ne olur uyan.

konuşamıyorum

KONUSAMIYORUM ...

Yalnizligin bu türlüsünü hiç yasamamistim ben. Oysa bu yalnizligin ilacinin sen oldugun biliyorum . Elimi uzatsam tutacagimi, kaygilarla dolu saatlerin bir anda yok olacagini biliyorum. Sandigin kadar güçlü degilmisim demek ki. Konusmak istiyorum. "Seni hiç sevmemistim, demek istiyorum."Ama çikmiyor bu sözcükler agzimdan. Tikanip kaliyor bogazimda .Nasil söyleyebilirim ki bunu ? Seni düsünmenin bile bana heyecan verdigini, nasil inkar edebilirim ? Seninleyken yüregimin deli bir irmak gibi çagladigini, hiç bitmeyen bir coskunun içinde neseyle yasadigimi nasil saklayabilirim ? "Sen hayatimda degisik bir renktin. Degisiklik ariyordum, sen bana yaklasinca uzak kalamadim" demek istiyorum. Oysa renklerin güzelligini seninle kesfettim ben. Her renge senin adini verdim. Hayatimda bir degisiklik olduysabu seninle geldi. Senden uzak kalmayi hiç düsünmedimki. Sana yakin olmanin verdigi hazzi baska hangi duygu tattirabilir bana ? "Alımlıydın, güzeldin. Bu yönünle etkiledin beni. Kisiligin, kültürün, zekan hiç dikkatimi çekmedi". Demek istiyorum. Bunun yalan oldugunu sen de biliyorsun. Sen yoktun. Sözlerin vardi, kendini anlatisin vardi, hayata bakis açin vardi. Ve ben senin olmadigin zamanlarda iste bunlarla yasadim. Simdi "Beni sadece güzelligin etkiledi" dersem kendimi inkaretmis olmazmiyim ? Ama kendimi kandiriyorum. Çünkü ben yollari içimdeki o tarif edilmez heyecanla astim. Seni gördügümde yasadigim titremeyi gizleyebilmek için ne yapacagimi sasirdim. "Aslina bakarsan ben aska falan da inanmam " demek istiyorum. Askin gücünün hayattaki baska hiçbirseyden daha kuvvetli olmayacagina inanirken ... Dogrulari yüregimin sesiyle bulurken ... Insani insan yapan en önemli seyin ask oldugunu düsünürken ... "Aska inanmam" demek "Ben hiç yasamadim" demekle es anlamli... Hayat hep seçenekler sunar insana. Ama her zaman dogrusunu seçmek mümkün degil. Önemli olan yasanan yanlis da olsa bundan yarina dair bir ders çikarabilmektir. Ben simdi yanlisi yasiyorum....